antalya bayan escortbursa bayan escortadana bayan escortmersin bayan escortmugla bayan escort

YAZMAKTAN ÇEKİNMEK DOĞRU MU?

Duygu ve düşünceleri ifade etmenin yollarından bir tanesi yazıdır. Teknolojik gelişmeler ve bağlı olarak sosyal medya mecraları ile yazmak farklı boyutlara evrilmeye başladı aslında. Ancak bu yazının konusu bu değil.

Bu haber 16 Mayıs 2019 - 10:32 'de eklendi ve 207 kez görüntülendi.

Yazı yazma kapasitesi, birikimi ve yeterliliği olan insanlar neden yazmaz? Gazetelerde, dergilerde yazması gerektiği halde yazmaktan çekinenler var. Hangi dünya görüşüne, ideolojisine, partisine sahip olursa olsun, görüş ve düşüncelerin paylaşılması gerekmez mi? Kimse “bu zamanda şöyle, böyle…” şeklinde başlayan cümleleri sıralamasın! Elbette yazmanın bedeli olacak. Ağır ya da hafif! Ama yazılmazsa nasıl daha iyiyi, doğruyu, güzeli ve adaletliyi bulacağız ki? Diğer taraftan sosyal medyada yapılan sığ ve hararetli tartışmaları da “yazmak” olarak nitelendirmek zor.

 Yazmak aslında ses vermektir. Görüş bildirmektir. Hayata ve olaylara tepki vermektir. “Ben buradayım ve böyle düşünüyorum” demektir. Kendini gizlemenin kolaycılığından sıyrılıp ortaya çıkmaktır. Yazmak çok şeydir aslında anlayana. Yazıların okunması da yazıya ortak olmaktır ve büyük bir erdemdir yazmak gibi. Siz kıymetli okuyucularımızla birlikte yapmaya çalıştığımız şeyin özeti de budur aslında. Bizden öncekiler yazmasaydı bugüne nasıl gelinecekti? Yazmanın sorumluluğu ise ağırdır. Söz zihinlerde bir zaman kaybolur ama yazı öyle değil. Bir gazetenin köşesinde, kalır gazete soluncaya kadar. Dergi de ise kaybolmaz dergi kaybolmadıkça. Yazmak hedef olmaktır. Yazılanları beğenmeyenlerin, işine gelmeyenlerin “söz namlularında” hedeftir yazanlar. Hele bir de etiketi yüksek perdeden ise beğenmeyenler bak sen o zaman kurşunlara. İster ki hep övülsün, övülsün. Eleştiri mi yaptın, eyvah ki ne eyvah! Yazan şucu zaten, bucu zaten, falan filan!

Yazmak doğruya, yanlışa, hakka, batıla, adile, adaletsize kısaca hayata tepki vermektir. Tepki olursa etki olacaktır. Ama piyanistin durumuna da geldiysek o zaman diyecek söz bulamam. Ünlü bir piyanist, şehrin en büyük oteline ait restoranında, konuklara konser vermek için davet edilir. Daveti kabul eden piyanist, bir muziplik düşünür ve henüz konser başlamadan önce düşüncelerini uygulamaya başlar. Konuklar gelmeden önce piyanonun tellerini çıkarır. Ve davetliler geldiği andan itibaren büyük bir aşkla en güzel bestelerini çalmaya başlar. Hatta piyanonun tuşlarına dokunurken kendisinden geçmiş gibi pozlar verir. Ancak piyanonun tellerini daha önceden çıkardığı için, haliyle hiç ses çıkmamaktadır. İki saatten fazla bir zaman dilimi içerisinde rolünü başarı ile uygular. Konser bittikten sonra büyük bir iş başarmış gibi ayağa kalkar ve konukları selamlar. Restoranda bulunan herkes ünlü piyanisti ayakta alkışlar. Restorandan dışarı çıktığında basın mensupları, piyaniste neden böyle bir şey yaptığını sorarlar. Cevap ilginçtir:

–       İnsanların tepkisizliğinin sınırını ölçmek istedim.

–       Peki, ölçtünüz mü?

–       Evet ölçtüm. İnsanların tepkisizliğinin sınırı yokmuş…

Sonuç olarak, yazmak lazımdır. İyiye, güzele, doğruya, faydalı ve adaletliye katkı sağlamak için yazmalıdır. Haftaya tekrar buluşuncaya kadar hoşcakalın. Sağlıklı ve huzurlu kalın.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.