DOLAR 8,0896
EURO 9,5861
ALTIN 496,671
BIST 1144,45
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 24°C
Az Bulutlu

KALP HASTALIĞI KADERMİ? -2-

07.10.2020
2.458
A+
A-

Geçen haftaki yazımda kalp hastalığı bir kadermi diye sormuş, bu sorunun cevabının hem evet hem de hayırları olduğunu belirtmiştim. Geçen hafta hayırları içeren kalp damar hastalığı risk faktörlerini gözden geçirerek değiştiremeyeceğimiz olanları anlatmaya çalışmıştım. Bu günkü yazımda ise kaderimiz olmayan değiştirebileceğimiz risk faktörlerini gözden geçirerek daha sağlıklı  ve güzel nasıl yaşarız diye tartışacağız.

Sigara

Bu risk faktörleri arasında belki de en önemli sağlık sorunlarına   neden  olan sigara ilk akla gelenlerden. Dünyada her yıl en az 4.9 milyon kişi sigara kullanım nedeniyle yaşamını  yitirmektedir. Sigara kullanımı koroner arter hastalığı için düzeltilebilen en önemli risk faktörüdür. Sigarayla ilişkili ölümlerin %35-40’ını koroner kalp hastalıkları oluşturmaktadır. Günde 1-4 adet sigara içen insanlarda bile koroner kalp hastalığı riski artmaktadır. Sigara kullanımı aynı zamanda başka damar hastalıkları ve inme riskini de artırmakta önemli akciğer hastalıklarına ve kanserlerine neden olmaktadır. . Sigaranın bırakılması, koruyucu kardiyolojideki en önemli girişimdir. Sigarayı bırakan bireylerde, bırakmayanlara göre kalp ve damar hastalığına bağlı ölümler %36 oranında azalmaktadır. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalmak (pasif içici) bile koroner damar dolaşımında bozukluğa yol açmaktadır.

Sigara kullanımı ülkemizdeki yaygınlığı nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Sigara içimi kardiyovasküler hastalık riskini iki kat artırmaktadır. İçilen sigara miktarı ile bu risk doğrusal olarak artmaktadır. Sigara içenlerde miyokard infarktüsü ve kardiyak ölüm riski içmeyenlere göre erkeklerde 2.7, kadınlarda 4.7 kat daha fazla bulunmuştur.

Sigara içimi ülkemizde en yaygın risk faktörüdür. Türkiye’de 17 milyon kişinin sigara içtiği, yılda 100 bine yakın insanımızın sigaraya bağlı  nedenlerden öldüğü bilinmektedir. Otuz yaşın  üzerindeki her iki erkekten ve her 6 kadından biri sigara içmektedir. Hem koroner olay riskini, hem tüm nedenlere bağlı ölümü yaklaşık  2 kat yükselten sigara tiryakiliği, erkeklerde azalma, kadınlarda ise artma eğilimi göstermektedir.

Ülkemizdeki bir çalışmada kalp krizi geçiren  erkeklerin %55’inin sigara içtiği saptanmıştır.  Miyokard infarktüsü geçiren kişilerin sigaraya devamı durumunda infarktüsün tekrarlaması ve ani ölüm riski yüksektir. Oysa miyokard infarktüsü geçirmiş olgularda sigaranın bırakılmasını takiben birinci yılda risk yarı yarıya azalmakta ve ikinci yıl içinde de risk hiç içmeyenler düzeyine inmektedir

Sigara içimi iyi kolesterol (HDL-K)  düzeyini düşürmekte ve kötü kolesterol (LDL-K) ‘ün  oksidasyonunu artırmakta, trombosit kümeleşmesinin  artışına ve arter iç duvarında hasara yol açmaktadır. Sigara içenlerde kanın pıhtılaşmaya eğilimi artmaktadır.

Çocukluk ya da erken erişkinlik yaşlarında sigaraya başlanmasının önlenmesi başlıca hedef olmalıdır. Sigara içerek nelerin olabileceği günümüze oldukça etkin bir şekilde anlatılmasına rağmen malesef istenilen düzeylerde bir bırakma  söz konusu değildir. Sigaranın bıraktırılmasındaki en basit ve genellikle en etkin yöntem kişinin ikna edilmesidir. Bu konuda ikna etmek hangi branştan olursa olsun biz hekimlere ve sağlık çalışanlarına düşmektedir. Gereğinde içicinin bir danışman veya rehabilitayon programına katılması da istenebilir. Bu konuda devletin ve sivil toplum örgütlerinin desteği de oldukça katkı sağlamakta bu sayede geniş kitlelere kolayca ulaşılmaktadır.

 

Yüksek tansiyon (Hipertansiyon)

Dünyada her yıl en az 7.1 milyon kişi yüksek tansiyon nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Yüksek tansiyon, başlangıçta herhangi bir şikayete yol açmayabilen bir risk faktörüdür ve sıklığı gittikçe artmaktadır. Sistolik hipertansiyon (büyük tansiyonun yükselmesi) kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümleri ve inme oranını artırmaktadır. Kan basıncı düzeylerindeki 4-5 mmHg gibi minimum azalmalar bile inme, damar hastalıklarına bağlı ölümler, kronik kalp yetmezliği ve toplam koroner arter hastalığı  oranlarında anlamlı azalmalar sağlamaktadır.

Hipertansiyon koroner kalp hastalığı için çok önemli bir risk faktörüdür. Bütün aterosklerotik kardiyovasküler olayların %35’inden hipertansiyon sorumludur. Koroner kalp hastalığı, hipertansiflerde normotansiflere göre 2-3 kat daha fazladır. Hipertansiyon, kadın ve erkekte, akut miyokard infarktüsü riskini 2-3 misli artırmaktadır. Küçük tansiyonda 15 mmHg veya büyük tansiyonda kan basıncında 25 mmHg’lık yükselme infarktüsün tekrarlama  riskini diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak  %40 lara kadar  artırmaktadır. Hipertansiyonu olan ve akut miyokard infarktüsü geçirenlerde infarktüs sonrası göğüs ağrısı, sessiz miyokard iskemisi, ritm bozuklukları , kardiyojenik şok normotansiflere göre daha fazladır.

 

Türkiyede hipertansiyon üzerine yapılan  Hipertansiyon Prevalans Çalışması’nın verilerine göre, 2003 yılı itibariyle ülkemizde 18 yaş üzeri erişkin nüfusta yüksek tansiyon görülme sıklığı %31.8’dir. Yüksek

tansiyon, yaşla birlikte artış göstermekte ve 40-79 yaş arasındaki her yaş grubunda kadınlarda, hipertansiyon erkeklere kıyasla daha sık görülmektedir. Çalışmanın sonuçları Türkiye’de yaklaşık 15 milyon hipertansiyon hastası bulunduğunu ortaya koymaktadır.

 

Hipertansiyon kalp ve damar hastalığının yanı sıra böbrek , göz, beyin gibi organlarıda etkileyerek bu organlarda kalıcı hasarlar meydana getirmektedir.

Kan basıncı yükselmesinin tedavisi varmıdır ?  tabiî ki vardır ve sonuçlarıda oldukça yüz güldürücüdür. Önemli olan kişilerin kan basıncı yükseldiğinde sağlık kuruluşuna başvurusudur.  Önemli olan kan basıncı yüksekliğinin farkındalığıdır. Her yaş için (her yaşa göre aynı) hedef kan basıncı Türk Kardiyoloji Derneği Hipertansiyon Kılavuzu’na göre 140/90 mmHg nın altıdır, bunun üstündeki ölçümlerde doktora başvurmak en uygun davranıştır.

Diğer önemli konu kan basıncı yüksekliğini insanların kendilerine göre yorumlamalarıdır. Çok duymuşuzdur benim tansiyonum yüksek ama bana bir şey yapmıyor sözünü.  Bilseler bu yüksekliğin ne bela olduğunu. Genç yaşta insanların tansiyon yüksekliğine bağlı beyin kanaması geçirip felç olduğunu, kalp krizi, damar yırtılması geçirip hayatını kaybettiğini acaba gene aynı davranış içinde olurlarmıydı? Bir çok hekim arkadaşın bu duymazlığa karşı hastalarının başına neler geldiği ile ilgili eminim anlatacak çok hikayeleri vardır.

Başka bir  yanlışı da dile getirmek isterim.  Bir çok hasta ilacı aldıktan sonra tansiyonum normale geldi diye ilacı kesmektedir. Uzmanların bile ilacı ne zaman keselim sorusunda hemfikir olamadığı bir sorunun cevabı bazı hastalarda tansiyon normale gelince gibi bir bilimsellikle !!  açıklanmaktadır ki bu durum da oldukça tehlikelidir. Unutulmamalıdır  bu normal ölçülen tansiyonlar ilaç etkisi iledir. Tedavi kesilince en acımasız şekilde gene tansiyon atakları başlamakta istenmeyen durumlara yol açmaktadır.

Tedavi olduğu zaman organların hasardan korunduğu bu risk faktörü de tabiî ki bir kader değildir. Önemli olan hasta uyumu ve farkındalığıdır.

Sağlığınızı bize emanet edin biz elimizden geleni yapalım. Diğer yazımda ise diğer  risk faktörlerini tartışacağım.

KALBİNİZE ÖNEM VERİN İÇİNDE SEVDİKLERİNİZ VAR.
Prof. Dr. Kaan KULAN

YORUMLAR

*

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

sanalbasin.com üyesidir