DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
ALTIN 473,903
BIST 1111,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 32°C
Parçalı Bulutlu

EMANET, EHLİYET VE LİYAKAT

20.08.2020
3.928
A+
A-

Emanet, ehliyet ve liyakat kavramları oldukça önemli kavramlar olmasına rağmen günümüzde pek bilinmemektedir. Emaneti ehline verme, işe alımda liyakatin gerekliliği üzerine konuşulmaya başlandığı zaman konuşan kişinin bir yerlere gelmek isteyip gelemediği için yorum yaptığı zannı varolur. Köşe yazısı olunca da benzer durum oluşmasın diye baştan belirteyim. Yazarın böyle bir durumu söz konusu değildir.

Sözlük anlamları ile başlayalım meseleye. Emanet sözlükte birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb. olarak geçiyor. Ehliyet ise, bir işi yapabilme gücünü sağlayan ustalık, beceriklilik, kabiliyet ve kifayet, yeterlik olarak geçiyor. Liyakat ise, bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumunu ifade ediyor. Anlamlarından da anlaşılacağı üzere hayatın içinde uygulanması elzem olan ilkeleri oluşturuyor. Özellikle topluma ait olan her ne varsa bu üç kavramın esas alınması gerekiyor.

 

Üzerinde çok yazılıp çizilmesi gereken bir konu emanet ve emanetin ehline verilmesi. Ancak günümüzde, özellikle insan kaynakları yönetiminde maalesef çoğumuzun da işine gelmeyen bir durum. Kamu yönetiminden tutunda sivil toplum kuruluşlarına kadar hatta özel işletmelere kadar personel planlamasında ehliyet ve liyakate bakılmaz oldu. Parti görüşü, dünya görüşü, akrabalık, hemşerilik gibi yeni yeni kriterlerimiz var artık atama ve görevlendirmelerde. “Bana ayak bağı olmasın, bir yerleri rahatsız etmeyelim, falanca cemaat gurubunu karşımıza almayalım, yarın önüme çıkar” vb.. gibi bir sürü gerekçe de cabası. Peki sonra? İşler düzgün gitmeyince binbir türlü mazeretler, saçmalıklar ve maalesef ihanetler…

 

Kendinize ait bir işletme, ya da aile şirketinde istediğiniz gibi davranabilirsiniz. Ancak kamu kurumlarında ve devlete ait işletmelerde bunu yapamazsınız. Öncelikle uymanız gereken bir mevzuat var. Mevzuatı aşan durumlar varsa “objektif kriterler” var. Millete ait makam ve mevkilerde ehliyet ve liyakate uygun hareket etme mecburiyeti vardır. Uygulanmaması ya da alt ya da üst makamların uygulamıyor olması bir gerekçe olamaz. Herkes kendine verilmiş emanete sahip çıkmakla yükümlüdür.

Emanetin konusu makam ve mevkiler olursa, toplumun tamamını ilgilendirdiği için çok daha önemlidir. Ve hatta o süreç “ateşle imtihan” gibidir. Olması gereken budur. İşi ehline vermek zorunluktur. Keyfiyet değildir. Deneme yanılma değildir. Hele hele sonradan uydurulan gerekçeler hiç değildir. “O işler öyle değil, başka şeyler var” gibi gerekçeler ile emaneti ehline vermeyen sadece kendisini kandırır. Onu da bir süre yapar. Çünkü önce vicdanı rahat bırakmaz. Sonra toplum hakkını sorar. Onlar sormasa bile vakti zamanı gelince Allah hesabını sorar.

Yeni yazılarda buluşuncaya kadar hoşcakalın..

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

*

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

sanalbasin.com üyesidir