DOLAR 7,8187
EURO 9,3602
ALTIN 449,331
BIST 1328,73
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 17°C
Az Bulutlu

COVİD’İN ÖĞRETTİKLERİ

07.09.2020
2.845
A+
A-

İnsanlık tarihinin de ortalama yaşam ömürleri teknolojideki gelişmelere bağlı olarak devamlı artmaktadır. 1955 yıllarında insanların ortalama yaşam ömrü 47 sene iken bu sayılar  2017 de 72 ye yükselmiştir. Ülkelerin gelişmişlik oranı ile paralel olarak yaşam süresinin artması beklentileri artmaktadır.

Günümüzde dünyada gerçekleşen ölümlerin de yaklaşık yarısı kardiyovasküler hastalıklar nedeni ile gerçekleşmektedir.

İnsanlığın avcı toplayıcı olduğu ilk yıllarda ölümün önde gelen sebepleri, kazalar, beslenme bozukluğuna bağlı hastalıklar ve nadirende paraziter hastalıklar idi. bulaşıcı hastalı pek yoktu çünkü toplu yaşam anlayışları en çok 40-50 kişilik topluluklardı. Bu nedenlerle nüfus artışları ve bulaşıcı hastalık görülmesi oldukça sınırlı kaldı.

Toplumların tarım ile uğraşmaya başlaması birlikte  yaşamın zorunluluğunu  ortaya çıkardı paraziter ve bulaşıcı hastalıklar gittikçe çoğalmaya başladı.

Sanayi toplumu öncesinde kontrolsuz ve sağlıksız gelişen şehirler hijyen şartlarının bozulamasına ve salgın hastalıkların gelişmesine ve yayılmasına neden oldu. bunun yanında tedavideki yetersizlikler de  bu oranların yükselmesinin bir diğer nedeni idi.

Nitekim bu yıllarda toplu ölümlere neden olan milyonlarca inasanın hayatını kaybetmesine neden olan veba salgınları oldu. 14, yüzyılda 200 milyona yakın insan hayatını vebadan kaybetti. bu hastalığa  fareler yardımıyla taşınan pirelerde bulunan bir bakteri neden olmakta idi.

Vebayı yine başka bir bakterinin neden olduğu ‘’kolera’’ salgını takip etti. balkan savaşları dönemine de denk gelip orduları bile telef eden, tamamen yetersiz hijyen koşullarının zemin hazırladığı ‘’kolera’’ bakterisinin dışkıyla kirlenmiş sulara ve besinlere bulaşması 1817’lerde başladı ve 1824 yıllarının sonunda kadar devam etti. savaşta ölenlerin neredeyse yarısı kolera ve dizanteri nedeniyle hayatını kaybediyordu.

  1. yüzyıla geldiğimizde hepimizin bildiği gibi viral hastalıklar grubunda olan ‘’grip’’ dünya nüfusu üzerinde büyük kayıplara yol açtı. özellikle vücut direncini düşürdüğü için kronik rahatsızlıkları olan kişilerde ölümle sonuçlanayordu.

Bu pandemi’nin en büyük özelliği, virüs geninin sürekli değişim halinde olmasından dolayı, vücudun bir grip türüne karşı kazandığı bağışıklığın ertesi yıl ortaya çıkan başka bir grip türüne karşı etkisiz oluşundan kaynaklanıyordu.

1918’e  1,5 sene içerisinde 100 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan İspanyol gribi dünyada en fazla ölüme sebep olan viral hastalıkdı.

Hong Kong gribi. 1968 ile 1969 yılları arasında rastlanan bu grip türünde de kaybedilen insan sayıları hiçte küçümsenecek rakamlarda değildi  ve Hong Kong nüfusunun yaklaşık %15 etkilenmişti.  kısa sürede asker hareketleri ile Amerika birleşik devletlerine  kadar yayılmıştı.

Bu pandemiler son değildi, şekil değiştirip ‘’hın-1’’ olarak adlandırılan yeni virüsle dünya 2009 yılının başlarında Meksika’da yine yüzleşti. “Domuz gribi’’ olarak da bilinen bu grip türü domuzlarda oluşan bir virüs türüne benzediği için halk arasında bu isim ile bilindi. Özellikle kümes hayvanları ve domuzlar ile temasta çalışan kişilerden yayılan ‘’domuz gribi’’ 190’dan fazla ülkede tespit edildi, 800 binden fazla kişide saptandı ve maalesef ki 9000’e yakın kişi hayatını kaybetti.

Diğer sayısızca kayıplara yol açan salgın hastalıklar, sarı humma, tifo, sıtma, çiçek – kızamık – kabakulak hastalıkları, sıtma, ebola, mers ve şimdi covıd-19 salgını.

Artık pandemiler eski yayılma hızlarıyla seyretmiyor. küresel bir mesele haline gelmesi 1800‘lü yıllarda aylar alırken, ilerleyen teknoloji ile birlikte bizimle beraber günler içerisinde seyahat ediyor ve kıtaları aşıyor. Unutmamamız gereken en önemli şey, pandemiler dünya var olduğu müddetçe bitmeyeceği.

Pandemilerdeki düşman devamlı kılık değiştiren bir düşmana benziyor. Bundan dolayıdır ki  kesin sonuç almak bugün için neredeyse imkansız gibi. Bulunan aşılar kesin bir devamlıkık sağlayamıyor.

Son covid pandemisi bir çok toplumu ister istemez bulaşıcı hastalıkların yayılması konusunda uyardı ve uyarısınada devam ediyor. covidin  yayılmasını önlemek için söylenen, hijyen, mesafe ve maske kuralı  en az aşı kadar etkin. kaldıki aşıdan da henüz  daha iyi haberler yok. olsa bile binbir surat virusun tekrar nerede ve nasıl karşımıza çıkacağı belli değil.

Covid de son sayılara göre maalesef dünyada hayatını yitirenlerin sayısı milyonlara  yaklaşıyor bizlerde bu işin şakası yok misali tedbirleri her geçen gün daha sıkı uymaya çalışıyoruuz peki  başarabiliyormuyuz ?  hiç de başarılı değiliz yalnız ülkemizden bahsetmiyorum bu konuda dünya nadir ülkeler dışında başarısız oldu. peki neden ? Bu soru bana bir pandemi olmasa bile dünyada en fazla can kaybına neden olan ve uzmanlık dalım olan kalp damar hastalıkları olan mücadeleyi hatırlattı. peki nedir benzerlik derseniz her iki hastalığın çok farklı yöntemlerle olsa bile önlenebilir ve azaltılabilir olduğu.

Aslında iki hastalığı önlemenin birinci adımı önlemlerle  hastalığın geriliyeceğini insanları inandırmak  galiba bizler bunu anlatmakta zorlanıyoruz o kadar yaygın iletişime rağmen inandıramıyoruz.

Kardiyovasküler hastalıkların bir çoğu neredeyse % 75 i çok basit tedbirlerle önlenebilir. bizler bu gerçeği çeşitli platformlarda insanlara bu önlebilirliği anlatmaya çalışıyoruz ama  maalesef bizimde bu konuda eksiklerimiz olduğu belli. bu önlemlerin uygulanmasında temel nokta yaşam tarzının değiştirlmesi. sigarayı bırakarak, beslenmemize ve kilomuza dikkat ederek, spor yaparak sağlıklı yaşanabileceğini söylememize rağmen istediğimiz sonuçları almaktan çok uzağız.  ‘’yaşam tarzı değşikliği’’ dediğiniz zaman kişinin hayatına müdahale ediyorsunuz ve malasef bu konuda her birey ve her toplumda bu aynı kabulü görmüyor.

Covid’dede durum uyum açısından maalesef aynı dünyanın göstediği bu kadar çabaya rağmen gerek bizde gerek diğer ülkelerde yayılmanın önüne geçilemiyor. belki buradada yaşam tarzına müdahale söz konusu ama burada kişi tek kendinden sorumlu değil toplum sağlığından da sorumlu. işte ince ayrıntı burada  kişinin özverisinin hem kendi hemde toplum sağlığı için olduğunu anlıyabilmesinde. işin üzücü yanıda birileri, istediği gibi davranacak, eğlenecek diye birileri ölüyor.

Problem belli hasta uyumu ve covid’de birde toplum psikolojisi. nasıl çözeriz?

Acil çözümler merkezi otoritenin ilgi alanı. ama uzun zamana ve genele bakarsak eğitim. eğitimin içini istediğiniz gibi doldurabilirsniz.  Kendine saygı, insana saygı, topluma saygı ve sevgi yıllarca bunu anlatamamışız işimiz zor gibi

PROF. DR. KAAN KULAN

 

YORUMLAR

*

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

sanalbasin.com üyesidir