DOLAR 8,0249
EURO 9,6284
ALTIN 455,754
BIST 1407,76
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 18°C
Çok Bulutlu

ALA VAPUR

31.03.2021
79
A+
A-

Benim yaş grubumdan sonra bu şehirde “ Ala vapurrrr “ diye uzayıp giden nida hiç kimseye, hiçbir şey anlatmayacak.

Şimdilerde hatırlayan pek az kişi kalmış olsa da; Tepesidelik Mahallesinin renkli ritüellerinden birisidir bu seremoni.

Genelde; Neşeli, eğlenceli, hayatı hep bir dalga boyutunda yaşayan denizci ailelerin yaşadığı bir mahalleydi Tepesidelik.

Ayrı çatıların altında sürse de yaşamlar, aslında birbirine yaslanarak sıralanan evlerin duvarları hep görünmez olmuştur.

O duvarlardan sesler, kokular, sevinçler, acılar kolay sızardı.

İspirtolu ocaklarda pişirilen yemeklerden “ kokmuştur “ diye, bitişik komşulara da birer tabak mutlaka gönderilir, turfanda meyvelerin kabukları bile “ alamayanlar olur “ inceliği ile özenle gizlenerek atılırdı çöpe.

Gün doğmadan “ Kısmetin bol olsun “ duaları ile uğurlanan balıkçıların pancar motorlarının sesi limanda yankılanarak uzaklaşırken hayat o saatlerde başlardı Tepesidelik Mahallesindeki evlerde.

Çocuklar okullara yollanıp, ev işleri de bitirilince sabah kahvesi için mutlaka bir komşuda buluşulur, keyifli sohbetler kahvenin yanın da ikram edilen güllü lokum tadında koyultulurdu.

Tepesidelik Mahallesinin unutulmayan güzel insanları; Motorcu Kamiller, Hayati Kaptan ve ailesi, Kalafat Celal ve eşi İfakat hanım. İfakat Hanım’ın sabır ve sevgi ile konuşmayı öğrettiği efsane bir kargası vardı. Evde olmadığı zamanlarda kargasını kafesi ile sokak kapısının yakınlarına koyardı, eve gelmek için dik merdivenlerin daha ilk basamağına adım atan olunca akıllı karga “ İfakat evde yok….İfakat evde yok”  diye yaygarayı basıp kimseleri merdivenden yukarı çıkarmazdı

Sonra Arnavut Aşçı Refik Usta, görmüş geçirmiş eski zaman hanımefendisi eşi Sadberk Hanım ile geniş aileleri, evdeki dikiş atölyesinde hem en yeni modelleri Fethiyeli Hanımlara uygulayan kızları Cemile ve Kamuran Hanımlar ve her gün neşeli kahkahalarla Cemile Hanımın Dikiş Atölyesinde biçki, dikiş öğrenmeye gelen genç kızlar, kaçamak bir bakış için dükkanların önünü süpürme işini uzattıkça uzatan yeni yetme çıraklar, biraz daha ağır takılıp camekanın ardından kızların yolunu gözleyen evlenme çağındaki kalfalar.

Paçarız Burnu ve Şövalye Adasının arasından süzülen vapurların burnunun görünmesi ile birlikte Tepesidelik Mahallesindeki yamaçlardaki evlerden irice deniz kabuklarından yapılmış borazanların tiz seslerinin birleşmesi ile oluşturulan hoş geldin korosuna; Ala vapurrrrr….Çığlıkları da eklenince bu ün kıyamete vapurun kaptanının düdüğünü uzun uzun çalarak karşılık vermesi Tepesidelik sakinlerinin büyük keyfi olurdu.

Bu karşılıklı düet, iskele yapılmadan önce vapurun limanın ortalarında bir yerlerde demirlemesine kadar, iskele yapıldıktan sonra da iskeleye yanaşıncaya kadar sürdürülürdü.

Sonra; Zaman kalın gri eteklerini sürükleyerek geçti, o güzel insanlar renkleri, kokuları da alarak gittiler, sıradan ve silik hayatlara dönüştü her şey.

Bu gün, içim sızlayarak “ Şehirlerin hikayeleri kaç para eder ki? “ Diyen görgüsüz, saygısız paralıların hoyratlığına teslim olmuş Fethiye’yi izliyorum.

Oysa; Şehirler, Mekan ve zaman ilişkisini kurabildikleri kadar özeldir ve özgündür.

Şehirlerin hikayelerine dahil olan mekanları hatırlanan halleri ile yaşatmak ve şehrin sonra ki yaşayanlarına teslim etmek de belediyelerin görevleri arasındadır.

Bu kaygı ve tasa ile sıklıkla, çaresizce; Fethiye Yamaçlarında yaşayarak bu güne ulaşabilmiş son evleri, sokakları, kent izlerini koruyun. Diyorum.

Belediye Hizmet Binasının duvarlarına Deprem Öncesi Fethiye’nin fotoğraflarını asarak ve konuklarınıza hediye ederek yerine getiremezsiniz bu görevinizi.

O fotoğraflardaki sokakların, evlerin hiç değilse bir kısmını “ hatırlandığı şekliyle restore ediyoruz, hikayelerine uygun olarak da işlevlendiriyoruz  “ Diyebiliyor musunuz?

Tam aksine; Kentsel Sit Alanı kapsamında ve tescilli değil… Uyanıklığı ile iş makinalarının darbeleri ile hoyratça yok edilmelerine göz mü yumuyorsunuz? Bu durumda; O fotoğrafları hediye ederken mahcup olmalısınız.

Fethiye’nin Tepesidelik Mahallesi hikayelerinin son tanıkları da yok oluyor ve bu şehir hafızasındaki son izleri de kaybediyor, geçmişini hatırlamadan ölümü beklemek gibi bir şey bu, ne acı.

Benim yaş grubumdan sonra; Ala vapurrrrr…..Hikayesini kimse hatırlamayacak.

Muhtemelen, o evlerin yerlerini yeni moda çok katlı, betonarme butik oteller alacak.

O otellerde konaklayanlar işletme sahiplerine ne kadar para kazandıracaklar bilmiyorum. Ama; Fethiye’nin neler kaybettiğini ne yazık ki geç kalarak öğreneceğiz.

ETİKETLER: ,
YORUMLAR

*

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

sanalbasin.com üyesidir