Batıakdeniz Gazetesi
Batıakdeniz Gazetesi

Müslümanın Üç Kelimesi:

İnanmak, hayatı anlamlı kılmada İnsanın ihtiyacıdır diyebiliriz. Varlığımıza bir anlam vermeden, neden ve nasıl yaşayacağımıza karar vermek anlamsızdır.






21 Ağustos 2017 - 9:12 'de eklendi ve 133 kez görüntülendi. A+A-

Müslümanın Üç Kelimesi:

Tefakkuh(düşünme), Tezehhüd(yaşama), Tekellem(anlatma)

İnanmak, hayatı anlamlı kılmada İnsanın ihtiyacıdır diyebiliriz. Varlığımıza bir anlam vermeden, neden ve nasıl yaşayacağımıza karar vermek anlamsızdır.

İnsan için hayatın anlamı vahiyle eşanlamlıdır. Vahyi anladığımız ölçüde hayatı anlayacağız demektir. Yaratılanların hakikatini ancak yaratan bildiğinden, vahiyden bağımsız hakikat anlaşılamaz. Yaratan, insanı cennette suç işledikten sonra adeta tevbe etsin diye (   دُعَٓاؤُ۬كُمْ  لَوْلَا رَبّ۪ي بِكُمْ مَا يَعْبَؤُ۬ا ) dünyaya indirmiş ( اهبطوا ) ve sonra tekrar cennete dönmesi için ona bir ip uzatmış, cennete geri dönmesi, Allah’ın ipine sımsıkı ve beraberce tutunmaya ( جَم۪يعاً اللّٰهِ بِحَبْلِ وَاعْتَصِمُوا ) bağlı kılınmıştır. Batı medeniyeti 16. yy dan itibaren Allah’ın ipini salıvermiş ve dünyaya hapsolmuştur. Salt aklı esas aldığı için saplandığı bataklıkta çırpınmaya başlamıştır.

 

Vahiyle ilişkimiz nasıldır? Vahye ilk muhatap olan Rasûlü Ekrem Efendimiz vahyi en iyi anlayandır. Çünkü vahye aracısız muhatap olmuştur ve kendisine hikmet verilmiştir. Müslümanların ortak kabulü, vahyi tahkik seviyesinde bilen tek kişi efendimizdir, sonra ona en yakın olanlardır. Sahabe efendilerimizin de hepsinin aynı seviyede bilgiye sahip olduğunu söyleyemeyiz. Peygamberimize yakınlık vahyi anlamada en büyük ölçüdür.

Bu genel bilgilerden sonra “Peygamberimize nasıl yakın olalım ki vahyi en iyi anlayalım?” sorusu ortaya çıkmaktadır. Rasûlü Ekrem’e vahiy gelince ne yapıyordu sorusunu soralım. Hemen etrafına duyuruyordu diye bir yaklaşım hatalı olsa gerektir. Önce anlama çabasına giriyordu, sonra onu hayatında yaşamak için iç dünyasına dönüyor, sonra bu halini gelen vahiyle beraber çevresine iletiyordu. Önce tefakkuh (anlamak), sonra tezehhüd (iç dünyasına dönme), sonra tekellem (konuşmak). “Rasulullah’ın velayeti risaletinden öncedir” ifadesi bu sıralamayı ifade etmek için kullanılan ama bazen yanlış anlaşılan bir cümledir. Sonuç olarak, önce beyan sonra tebliğ dersek yanlış olmaz kanaatindeyiz. Fiilî beyanı, vahyi tebliğinden önce gerçekleşmiş oluyor.

Sahabe efendilerimiz de kendilerine ulaşan vahyi anlama çabasına girmişlerdir. İnen ayetler düşünce dünyalarında fırtınalar çıkartıyor olmalı ki bazen “Allah kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu” gibi sorular sormuşlardır. Bu sorular vahyi anlama çabasının oluşturduğu sorulardır. Vahyi anlama çabası, ayetin ne demek istediği gibi yüzeysel bir konu değildi. “Allah varlık hakkında koşuyor” diye dinliyorlardı. Hayat yeniden tanımlanıyordu ve bunu anlamak için büyük bir gayretin içine girdiler. İslam’ın en büyük meselesi olan akıl vahiy çatışması bu esnada çıkmıştır. Felsefenin Müslümanların hayatına girişi de bu çatışmanın sonucudur. Sonuçta varlığı anlayabildiğimiz kadar vahyi de anlayabiliriz, vahyi anlayabildiğimiz kadar varlığı anlayabiliriz diye düşünüyorlardı. Din, varlığın, hakikatinin Peygamber tarafından bilindiğini söylüyorsa, Peygambere yaklaştığı ölçüde insanlar da hakikate yani hikmete yaklaşmış olacaklardır.

Anlamaya çalışırken, benden ne isteniyor, bu isteneni  karşılayabilecek miyim gibi bir endişe içindelerdi. Bu endişe onları iç dünyalarına dönmeye sevkediyordu. Biz de Kur’an okuyup sayfayı çevirirken kendimize soralım; ‘Bu sayfanın gereği yapıldı mı?’ Sahabe efendilerimiz diğer sayfaya geçemiyordu. Hz. Ömer Bakara Suresine on yıl uğraştığını belirtir. İşte bu tefakkuh safhasıdır.

Tefakkuhtan sonra tezehhüd demiştik. Zühd hayatı olmadan Rasûlü Ekrem’in tecrübesini anlayamayacaklarını düşünüyorlardı. Tüm çabaları O’nun gibi olmaktı. Hatta garantileri olmadığı için daha fazla gayret göstermek gerektiğini düşünenler çıktı. Dünyevî isteklerin ve zevklerin bu çabaya engel olduğunu düşünenler oldu. Bazısı hiç evlenmeyeceğini, bazısı hiç ara vermeden oruç tutacağını, bazısı hiç uyumadan namaz kılacağını beyan edecek kadar keskin kararlar alıyordu. Bu çaba ileride tasavvufun da temeli olacaktır. Bu bilgilerle tarikatlar kendilerini ya Hz. Ebubekir’e ya da Hz. Ali’ye dayandırırlar.

 

Ne zaman ki Rasûlü Ekrem dünyadan göçtü işte o zaman tekellem başladı ve kelam ilmi doğdu. İlk nesiller İslam’ı, inandıkları din olarak değil, hakikatin kendisi olarak kabul ediyorlardı. Gerçek buydu  ve diğer insanlar bunu duymalıydı. Biz, dinlerden İslam’a inandığımızı düşünüyoruz. Kainata bakınca vahyi, vahye bakınca kainatı görebileceklerini biliyorlardı ve bu yüzden hayata bakışlarını değiştirmeleri gerektiğini anlamışlardı. Hayatın tamamını içine alan, ‘ama’sı olmayan bir dönüşüm yaşadılar. Bu dönüşümün adı asrı saadettir. Bu dönüşüme razı olmadan dini anlamamız mümkün değildir. İçinde olmadan, yaşamadan bu dönüşüm yapılamaz. Zaten içinde olmak tevatürün parçası olmaktır, tevatür içinde yaşarken diğer nesillere aktarılan hayattır. İslam kültürü, yaşanan bu hayatın kendisidir, Müslüman nesiller ancak bu kültür ortamında yetişir.

İslam Medeniyeti, vahyi anlama çabasından doğmuştur. Bu çaba daha önce eşine rastlanmayacak  bir hacme ulaşmıştır. Geleneğe dil uzatanlar  veya elimizdeki külliyatı eleştirenler bu gerçeği gözardı ediyorlar. Vahyi anlama çabası önce fıkıh ilmini doğurmuştur. Vahiyden anladığını hayatına geçirmek için iç dünyalarına dönen ilk nesiller zühd hayatını fazilet(hayatın tabii bir parçası) haline getirmişlerdir. Tasavvuf ekolü bu hayatın yüzyıllar içinde, diğer kültürlerden de etkilenerek ortaya çıkmış halidir.

Bugüne geldiğimizde tefakkuh diyeceğimiz faaliyetimizde ciddi eksiklik var. Özellikle yazımızı İngilizlere kaybettikten sonra, Kur’an ile lisanımızın ve kültür mirasımızın bağlantısını kuramıyoruz. Bu da şuur bulanıklığına sebep oluyor.

Dini bilgisi olan zevatın önemli bir kısmının, tefakkuh ve tezehhüd safhasını yaşamamış olduğu anlaşılıyor. Sadece tekellem için bilgi edinmek peygambere uymayan bir davranıştır. Dinin başkalarına anlatılması ikincil bir iştir. Asıl olan dinin yaşanmasıdır. Dini başkalarına anlatmak bir mesleğe dönüşmüşse bunun adı dindarlık değildir.

İnsanların, yaşamadığı hayatı sürekli konuşup yazdığı  bir dönemden geçiyoruz (kendimi de dahil diyorum). Bu yüzden konuşulan hayatın ortada örneği yok. Yüzlerce lüks araçla bir mekana gelip zikir yapmak tezehhüd olmuyor. Din, sanki, başkalarına anlatmak için edinilen bir bilgi olmaya başladı. Üstelik Rabbimiz, “sizi diğer insanlara örnek (şahit) olun diye seçtim” diye uyarıyor (Bakara 143). Amerika’daki Müslümanların İslam’ı seçmelerindeki en büyük sebep, kendilerine yakın bir Müslümanın hayatına şahit olmalarıymış.

Önce talim sonra eğitim diyen büyüklerimiz doğru söylüyorlar. İnsanların konuşanları dinlemeye ihtiyacı var ama bu öncelikli değil, önce yaşayanları görmeleri gerekiyor. Sonra gördükleri hayatın bilgisini edinmeliler. Malezya ve Endonezya bölgesi böyle Müslüman oldu. Müslümanlar, tavsiye ettiği hayatı önce göstermeli sonra yaşadığı hayatı başkalarına anlatabilmek için konuşmalı ve yazmalılar.

Tefakkuh ve tezehhüd için öncelikle sakin ve yalnız kalabileceğimiz zamanların olduğu bir hayat gerekiyor. İnsanlara yapılan lüzumsuz haber bombardımanı, düşünmelerine fırsat vermiyor. İnsanlar yalnız kaldığı ve içe dönecekleri uygun zamanı bulduklarında ‘sıkıldım’ diyorlar. Modern insan kendinden korkuyor veya kendinden nefret ediyor.

Bulunduğumuz yerden çıkmak (ipe tutunmak-Ali İmran 103) için küresel dünyanın sunduklarını elimizin tersiyle itebilecek, konfordan uzak durmaya yetecek  bir iradeye, bu durumu sürekli kılacak bir sabıra ihtiyacımız var. Buna, ayak basacak ve dik duracak temiz bir yaşama alanı da diyebiliriz.

Anlama çabasının sırası ile, önce tefakkuh, sonra tezehhüd sonra da tekellem olmalıdır. Sırayı bozmayalım lütfen. Selam ile… driekercin@gmail.com

 

Etiketler :
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
MEZHEPLERİ ELEŞTİRENLERİN MEZHEPLERİ MEZHEPLERİ ELEŞTİRENLERİN MEZHEPLERİ...

Yaklaşık iki yüz yıldır süren Haçlı Seferlerinden sonra savaşta başarılı olamayan Haçlı ordusu,  ...

YUNAN’I KULLANMA KILAVUZU YUNAN’I KULLANMA KILAVUZU

Batı modernizminin merkezi İngiltere 19. asrın başlarında Protestanlığı benimseyince İngilizlerin...

LİYAKAT Mİ, GÜVENLİK VE/VEYA İTAAT Mİ? LİYAKAT Mİ, GÜVENLİK VE/VEYA İTAAT Mİ?...

Başa geçinceye kadar liyakat diyenler, koltuğa oturunca güvenlik ve itaat  demeye başlıyor. Kur’a...

BU HABER HAKKINDA GÖRÜŞLERİNİZİ BELİRTMEK İSTER MİSİNİZ?(Yorum Yok)
SON EKLENEN HABERLER
Çıntar mantarına yoğun ilgi var Çıntar mantarına yoğun il...

MUĞLA il merkezi ile i...

Okul anılarını paylaştı Okul anılarını paylaştı...

Fethiye Ticaret ve San...

Şehit öğretmenler için hatıra ormanı oluşturuldu Şehit öğretmenler için ha...

Marmaris'te hain terör...

O mahalle için tahliye kararı bekleniyor O mahalle için tahliye ka...

MUĞLA'nın Ula İlçesi'n...

5.1’in ardından deprem sağanağı devam ediyor 5.1’in ardından deprem sa...

MUĞLA'nın Ula İlçesi'n...

Beşkaza Üniversitesi’ne bir adım daha yaklaştık Beşkaza Üniversitesi’ne b...

Fethiye’de kurulması p...

Temizlik işçisi olarak girdi, müzik bölümünden mezun oldu Temizlik işçisi olarak gi...

Muğla Sıtkı Koçman Üni...

Büyük ikramiye talihlisi evinde ölü bulundu Büyük ikramiye talihlisi ...

Milas ilçesinde, 2014 ...

Cumhurbaşkanı’na suikast timinin ayrıntılı gerekçeli kararı çıktı Cumhurbaşkanı’na su...

Cumhurbaşkanı Recep Ta...

Duran kamyona çarpan motosikletli kurtarılamadı Duran kamyona çarpan moto...

BODRUM'da, yolun sağın...

FOTO GALERİ
GÜNCEL HABERLERİ
VİDEO GALERİ